Buz gibi bir İstanbul havasından sıcacık bir merhaba...nasılız? Yazın rehavetinden sonra gelen kısıtlamalarla belki biraz düşünceliyiz ya da geç bile kalındı diyoruz belki de yok yahu bu virüs geçmez diyoruz!! Ne biliyim belki de yahu biz hepimiz bu virüse yakalanacağız diyoruz!! Anlayacağınız kafalar karışık biraz, belki buruk, belki tamamen şükreden bir modda maskelerimizle soluk almaya çalışıyoruz bir parça.
Bugün tamamiyle psikolojik olarak, kısıtlamalardan dolayı, kızımla dışarı çıkma eğilimindeydik. Park, bahçe ve birkaç rutin dışarıda alışveriş moduna giriverdik bir anda. Kendimizi balık halinden sonra Kalamış'ta bulduk.'' Anne biz bu korona virüse ne yaptık ki?'' deyiverdi kızım.Bize niye bu kadar kötü davranıyor bu virüs, denize de bakamıycaz mı yarın?'' deyince elbette bir yürüyüş fena olmazdı parkta.Bir çocuğun gözünden korona virüs sohbeti yapmıştık bir bakıma.Duru'ya göre bu virüs okulunu ve arkadaşlarını almıştı, belki oyunlarını ve daha diyemediği çok fazlasını.
Ama bizden aldıkları kadar kazandırdıkları yok muydu bu virüsün? Hiç düşündünüz mü bu açıdan? Hadi bakalım beraber farklı açılardan.Belki canımız isteyince öyle çağıramadık misafirleri evimize, belki çocuğunuzun arkadaşları evin altını üstüne getiremedi veya o restorant senin bu restorant benim gezemedik bazen, sürekli maske takmak zorunda kaldık bir bakıma, nefes alamadık yeri geldi......
Ama şükreder olduk bir fazla, sokak canlarını daha sever olduk, onların yanlızlığını daha farkeder olduk belki de, empati yeteneğimiz arttı birbirimize karşı, çocuğumuza ders anlatırken bir kere daha anladık öğretmenlerimizin değerini, sürekli evde olup dışarı çıkamayan özürlü kardeşlerimizi daha çok düşünür olduk, maskesiz nefes almak ne güzelmiş dedik, öyle canımızın istediği gibi bir kafede bir kahveyi yudumlamak paha biçilemezmiş onu farkettik, sınıf ortamında ders anlatmak ne güzelmiş araya teknoloji sokmadan...yani anlayacağınız sahip olduğumuz her şeyin kıymetini bildik...
Öyle değil mi?
Sevgiler VE SAĞLIKLI GÜNLER...








