Günayaaaydıııın❤️Güzel, sessiz bir Büyükada sabahından merhaba.Uzaktan salınan bir deniz, tepeden baktığım uyuyan çatılara karşı yazıyorum bu haftaki yazımı.Elbette herkes uyurken....en sevdiğim herkes uyurken kalkıp yazı yazmak.
Amerika-1- yazımın devamı...
veeeee sahnedeyim yine...abime kavuşup, ağlaştıktan sonra başlıyoruz valiz beklemeye..Etrafa bakmaktan alıkoyamıyorum haliyle kendimi.Hay allah kıyafetlerim ne ilginç benim, tüh!!! keşke bir şort alsaydım diyorum.Ergenim haliyle, ama dur Levis kotumu düşünüp rahatlıyorum, az çaba harcamadım onu alabilmek için Konya sokaklarında:):) (oysa ki bu ülkede kimsenin ne giydiği pek umurlarında değil.)
Havada kesif değişik bir koku var, bugüne kadar hiç almadığım, nemle karışmış plastik bebek kokusu gibi ...arabaya biniyoruz.Boğazım düğüm düğüm, abi seni çok özledim diyeceğim çıkmıyor kelimeler, ağzım bana oyun oynuyor resmen; burası değişik kokuyor diyorum. Ben seni gerçekten özledim diyeceğim, binalar da ne kadar büyük diye çıkıyor ağzımdan beceremiyorum.Neyse diyorum anlatırım özlemimi bir ara.....o kadar büyük ki özlem çıkmıyor ağızdan bir kalemde işte.
Neyse otoyolda aracımız Connecticut'e doğru hızla ilerlerken ilginç manzaralar var elbette, bir anda gecekondu gibi evler, fakirlik var.Şaşırıyorum o devasa binalardan sonra.Var diyor abim de burada da fakirlik çok, tehlikeli mahaller diyor gündüz girersen arabandan inmemen lazım, yoksa parçalarlar arabanı ve satarlar diyor.Eyvah!!! Harlem bölgesinden bahsediyor. Bunlar bir ergene anlatılır mı yahu! Neyse ki otoyoldayız diyorum, bize uzaklar. Connecticut eyaletine giriyoruz( bu eyalet ismini konnektikıt diye okursanız hemen bilirler ki orada yenisiniz, öte yandan kenediket diye okursanız, evet bu kişi uzun süredir burada derler efenim.) Tabi ki ben ilk versiyonunu okudum itinayla:)
Hayatımda bu kadar düzenli bir yer görmemiştim ,eşit oranda kesilmiş sanki çimler, inanılmaz bir peyzaj, müstakil garajlı Amerikan rüyasını hoş bulmuştum.ilk önce Greenwich kasabasındaydık, abimin evinde, içeri girdik hemen, ayakkabını çıkarma dedi abim.Rahatsız olmuştum, fakat sokaklar o kadar temizdi ki ondan galiba dedim çıkarmıyorlar.Yolda yürüyen bir kişiyi görmemiştim zaten, muhtemelen arabaya biniyor ve arabadan inip eve geliyorlar bu kısır döngüde ayakkabı hiç kirlenmiyordu. Abimin ev sahibi bana doğru ilerliyordu, panikledim yine, soru sorarsa ne diyecektim.Anlamıştım ki abim benim çevirmenimdi artık, yaşlı ve sevimli bir bayandı, ev sahibi çok yavaş konuşmasına rağmen yine yetişememiştim tam cümleye.Konuş diyordu abim, böyle sessiz durursan bunalırsın.Peki abi de çıkmıyor işte kelimeler.Yıllar sonra yine bu ülkede öğrenecektim Krashen ve Chomsky'leri.Monitor teorisiydi yaptığım, kafamda bir monitor vardı ve sürekli özneyi başa koyup, cümleyi kurmaya çalışıyordum ama kimse o kadar sabırlı değildi ki.Çok hızlı akan bir ülkeydi burası, insanlar hep çalışmalı ve çalışmalıydı. Uzun kelimeler bile kısaltılmıştı bu ülkede, ASAP diyorlardı ,(as soon as possible) demiyordu kimse beni mi dinleyeceklerdi Allah aşkına.Terler akıyordu bir rahat bırakamamıştım kendimi!!
Çok sevdiğim teyzeme gitmiştik ertesi gün, tüm gece uyumamıştım haliyle sersem sepelek yürüyordum ama hiç birşey etrafa bakmama engel değildi.Westport daha bir zengin kasabaydı.Sanki maket şehirdi burası, almışlar koymuşlar sanki her yer bu kadar mı düzenli olur. İnsanları bile maket gibiydi, hiç mi kusur olmaz yüzlerinde.....
Sevgili teyzem eczacı idi ama burada stilistlik ve gelinlik imalatı yapmayı tercih etmişti.Mağazadan içeri girdik, sıcacık bir karşılama ve yine ingilizce.....'' How is everything?'' dedi bir çalışan, benim beyin yandı.''How are you?'' dese vallaha biliyorum.Abimle bakıştık, yazık anlattı yine, tamam ya biliyorum dedim.( Genelde tek bir kalıp öğretilmişti.-I am fine thank you!- gibi de cevabıydı.Oysa ki günlük konuşma çeşitlilik arz ediyor, gerekirse '' I am fantastic dersin, gerekirse super.Bu çeşitliliği düşünemiyor fazlasıyla otomatiğe bağlıyordum herşeyi elimde olmadan.)
Konya Zafer'den sonra mağazalar çok değişikti!!Farklı bir ambiyans, inanılmaz bir düzen ve temizlik söz konusuydu. Bu arada '' How can I help you?'' dediklerinde artık ''just looking'' diyordum.Abim başka türlü bunalırsın bunu de rahat bırakırlar demişti.Bu iki kelime sayesinde epey bir dolanmıştım mağazalarda. İnsan herşeyi ama herşeyi almak istiyordu.Daha önce hiç ama hiç görmediğim kıyafetler, ürünlerle doluydu her yer. Allahım nereye düşmüştüm ben böyle.Bir an için dönüşüm geldi aklıma ülkeme, ergendim neticede, bir tuhaf olmuştum.Burası bırakılır mıydı. Sürekli '' ben Amerika'dayken diyecektim, çok şey anlatmak isteyip yarım yamalak kalacaktı herşey biliyordum.''
Macera devam ediyordu.New york'a doğru yola çıkmıştık.Times square, özgürlük heykeli, Empire State binası ve daha neler neler...
İnsanlar kafayı mı kırmışlardı, yoksa herkes mi böyleydi bilmiyorum.Afrikalı Amerikalı erkekler pantolonu dizine kadar indirmiş, üzerinden t-shirt ile tutturmuştu, haliyle kemer tutuyordu şortu.Uzun altın kolyeler takıyorlardı, bazılarının dişleri bile altındı.Genelde dans eder gibi yürümeyi tercih ediyorlardı.Herkes istediği gibi davranıyor, hiçbirşeyi takmıyordu sanki.Bizim toplumumuzda ''ayıp'' olur, ya da ayıp dediğimiz şeyler onlar için gayet normaldi bir bakıma.Öte yandan sürekli '' I swear, but the moon and the star and the sky....'' pek bir meşhur şarkıydı dolduruyordu sokakları.Kadifemsi ses içimi buruklaştırıyor, öte yandan sözlükten bakarak anlamaya çalışıyordum kelimeleri.Aşk şarkısıydı tabi ki...
NewYork'da bir günü tamamladıktan sonra Connecticut'e doğru yola çıkıyoruz, Trumball Mall'da teyzemin diğer dükkanına uğruyoruz.Tam asansördeyiz, ben çok zeki, dönüp abi Türkiye'de negro diye bisküvi var biliyor musun diyorum ?O an aynı asansörde bulunduğumuz bizim söylemimizle zenci-Afrikalı-Amerikalı abimiz bağırmaya başlıyor, muhtemelen negro kelimesi ingilizcede nigga-zenci kelimesi gibi algılandı.Abim epey ter döktü anlatmak için, bense çok mahçuptum, bilemedim ki😳 Haklılar, çok hassaslar bu konuda, tarihleri Rosa Parks görmüş, zenci-beyaz otobüsleri, her türlü ayrımcılığı görmüşler neler neler...ah Negro bisküvi yaktın beni😂abim zar zor sakinleştiriyor o dev adamı, şükür dayak yemedik diyorum.
Neyse dükkana doğru ilerlerken geride kalıyorum biraz, birkaç genç yanıma doğru geliyor, tanışabilir miyiz? Diyorlar, yani güç bela anlıyorum.Nerelisin diyorlar? I am from Turkey deyince bir gülmeye başlıyorlar, haliyle Turkey-Hindi demek.Ülkemizin yerini bile bilmiyorlar, klasik bir harita açma eğilimi vardır Amerika'lıların. Açıyorlar haritayı, gösteriyorum ülkemizin yerini, bir milliyetçi bakışım var görmeniz lazım.Sanki karşımda devlet büyükleri var da ülkeyi tanıtıyorum.Meğer bizim ülkemizi Arabistan'da sanıyorlarmış, kral kim diyor vs vs.Anlatıyorum Atatürk diyorum ama ah şu ingilizce....bir cümleyi on saatte kurarsan kimse anlamaz seni. Yanlız değinmeden geçemeyeceğim, inanılmaz sabırlı ve aksanınıza asla gülmeyen insanlar.Sadece hayatları hızlı akıyor, ne yapsınlar gitmeleri, yetişmeleri lazım bir yerlere.Pat diye omzumda bir el hissediyorum, abim gelmiş, hafif de sinirlenmiş, gençleri gözü tutmamış.Meğer çocuklar beni İspanyol sanmışlar vs vs.Hemen azarı yiyorum abimden, herkesle öyle konuşulmaz diyor, yanımdan ayrılma.Tamam abi diyorum, korunmuş olmanın mutluluğu ile 4 Temmuz-independence day kutlamaları için Westport sahile doğru yola koyuluyoruz.
''see you later alligator''
''after a while crocodile''
Amerika'lıların ayrılırken birbirlerine sıkça söylediğini duyduğum, yıllarca pek bir ders sonu kullandığım; daha sonra görüşürüzün esprili bir biçimde söylenişi.😂😂
Keyifli bir hafta diliyorum.
sevgiler

👍
YanıtlaSil❤️
Sil